Evrensel Paylaşım Noktası

Bilgi güçtür,paylaştıkça büyür...

EPfarkı EPfarkı


    The Believer (2001)

    admin
    admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 216
    Puan : 660
    Kayıt tarihi : 02/04/10

    The Believer (2001) Empty The Believer (2001)

    Mesaj tarafından admin Bir Paz Nis. 18, 2010 7:03 pm

    "i hate and i love
    who can tell me why
    ..................................Catullus"


    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Ayın karanlık yüzünde çocuklar var mıdır?

    Böyle filmler hakkında yazı yazmak epey güç bir iş. Herkesin köpekleşitiği bir dünyada kurt sadece, tanrının koyunlarını güden çobanın sürüsünü eksilten şeytan kılıklı mahlûkat olarak düşüyor akıllara.

    Oyuncu ve yönetmen Robert Redford tarafından kurulan 'Sundance Film Festivali-2001' in sonuçları açıklandı. Bu yıl 'En İyi Film Ödülü' nü Henry Bean'in senaryosunu yazdığı ve yönettiği, gerçek bir hikâyeye dayanan 'Believer' adlı film aldı. Filmde, Yahudi geleneklerine ve ideolojisine karşı çıkan bir gencin Yahudi karşıtı eylemlere girişmesi ve giderek fanatik bir militana dönüşmesi anlatılıyor.

    Keşke şu sade anlatımla kendimi kandırabilsem, keşke böyle halisane çıkabilseydim işin içinden. Fakat olmuyor, kendime engel olamıyorum. Söyleyeceklerim var, söyleyeceğim şeyler hoş şeyler olmayabilir; sınırlarımı aşabilirim. Bir kavgadır sürdü içimde.

    Nafile yakarış neye yarar? Karar: ölçülü olacağım.

    Aslında işin güç olan tarafı yazmak değil. Güç olan şey uygun kelimeleri bulabilmek. Filmin hakkında doğru olmadığını düşündüğüm ilk şey filmin hakkında duyduğum bir yargı oldu. Filmi (sanırım festivallerden birinde?) izlemiş olan bir arkadaşım, belki de aradan geçen süreninde etkisiyle: "American History X (1998) 'e benziyor" demişti. Ben de oturup, filmimizi "bir cumartesi günü" izledim. şimdi izninizle akadaşıma "hade lan" demek istiyorum.

    İzledikten hemen sonra ise aynaya baktım, aynada kendim ile konuştum. O anda anladım ki yönetmen de aynısını yapmış. Diyaloglar, olaylar, düğümler.. Ayna da kendine bir şey söylemiş, kulağına başka şeyler yankılanmış. Aslında aynaya bakma nedenin Danny Balint (Ryan Gusling) "filmdeki esas oğlan!" ın dazlak halini bana benzettiğini biraz da kikirdeyerek söyleyen arkadaşıma bir keza daha " hade lan" diyebilme güdüsüydü.

    Tanıtımı ya da haberleri yapılan türkçe sitelerde yazılan ufak bir paragrafta anlatılanların filmin konusunu aşağı yukarı verdiği ölçüde basit bir film aslında. Söylenenlere göre gerçek bir hayat hikâyesine dayanıyormuş. 1960'lı yıllarda muhtemelen amerika'da nazi klan lideri ya da onunla ilişkili bir parti lideri aslında yahudiymiş.

    Herşeyden önce dir yaşanmış bir olayı ya da hayat hikâyesini sinemaya aktarmak zor bir iş. Ve doğrusu bu işi yönetmenimiz pek iyi kotaramamamış, daha çok senaryo(?)ları ile bilinen yönetmen belki de hikâye için yönetmen bulamayınca bari ben yapayım demiş. Yalnız hikâyenin can alıcı noktalarını çok daha iyi bildiği için yakaldığı bazı kareler, ve diyaloglar kendisine gerçekten büyük bir başarı getirmiş. ki film epey bir ödül almış galiba.

    "...kill your enemy" ..düşmanını öldürmeyi

    Herhangi bir film hakkında ki görüşlerimiz onu izlediğimiz göz ile değişiklik arzedebiliyor. Mesela bu film için yahudi meselesi hakkında bir fikri olmayan; Freud, Einstein, ve Marx'ın bir yahudi olduğunu bilmeyen; dini bir kaç konudan bihaber bir göz için belki, sadece Summer Phoneix'in güzelliğinden ibaret olabilir. Dürüstçe söyleyeyim, o da bir şey hani.

    Uzun zamandır bu adamlar bilmem kaç milyon yahudiyi öldürülerken bunların (yahudilerin) eli armut mu topluyordu sorusu aslında kafamın bir köşesinde onları küçük görmeme neden oluyordu. Danny Balint o yaşlı yahudilerle yaptığı diyalog sonrası odadan ayrılırken sizden ne öğrenebiliriz sorusuna cevaben söylediği, "...düşmanını öldürmeyi!", sorularımın bir kısmına ışık tuttu galiba.

    Aslında kahramanımız bir kuyudur, ve içinde ilk kendisi kaybolmuştur. İki kişiliği vardır, inkâra ve redde büründüğü şeyin kendi aslı olduğu gerçeği onun kavgasıdır. Söylediği şeyler, aslında inandığı şeylerdir, ki bence filmin adı da bu yüzden "The Believer"dir. Hani şu gazeteciye bunu yayınlarsan, (aslında yahudi olduğu gerçeğini) kendini öldüreceğini söylemesi ve bunu da gerçekleştirmesi, inandığı şeylerin ne olduğunun farkında olmasıdır. sonuçta kendisi bir yahudidir, kutsal şeylerin içinde bir yeri vardır. hikâyenin en can alıcı noktası da budur bence: kendini öldürmeyi seçmesi, inandıklarına sırt çevirecek bir hamle ile kendi aslını ve kimliğini kabul etmesidir. Ben, buna benzer sonun filmi bir bakıma da hikâyeyi ortada bıraktığını söyleyenlere katılmıyorum.

    Konu gerçekten orjinal, Danny'nin malum gazeteciye verdiği nutuk; hani 25th Hour filminde meşhur bir küfür sahnesi vardı, bence ondan kat kat daha ötede.

    - En büyük Yahudi beyinlerini ele al - Marx, Freud, Einstein. Bize ne verdiler?
    - Komünizm, çocukça seks (infantile sexuality) ve de atom bombası.

    Filmin başlangıcı da çok enterasan ayrıca, yazının başındaki şiirle başlıyor. Seçim bence mükemmmel, hani içimden sırf böyle başlasın film diye mi oturdu acaba yönetmen koltuğuna diyorum yazarımız. Bir yahudiyi daha başlangıçta dövdürük ondan karşılık beklemesi, bu karşılığın ağırlığını kendi içinde de duyuyor olduğunu göstermek istemesi de başka bir neden olabilir ayrıca. Nedenler çoğalabilir. Modern çağın hastalığını teşhis edip, "hepimiz aslında bir yahudiyiz" i ona yapıştırmak başka bir neden olabilir.

    Aslında yazacak epey bir şey daha var, fakat ne kadar çok söz o kadar yalan derler.

    Az söz olsun da öz olsun:

    "köpek, diliyle içer suyu
    kurt, soluğuyla
    ..................................cemal süreya... "

      Forum Saati Çarş. Haz. 19, 2019 7:01 am