Evrensel Paylaşım Noktası

Bilgi güçtür,paylaştıkça büyür...

EPfarkı EPfarkı


    V For Vendetta

    admin
    admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 216
    Puan : 660
    Kayıt tarihi : 02/04/10

    V For Vendetta Empty V For Vendetta

    Mesaj tarafından admin Bir Paz Nis. 18, 2010 7:06 pm

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Genre: Action / Drama / Sci-Fi / Thriller
    Tagline: Remember, remember the 5th of November.
    Plot Outline: A shadowy freedom fighter known only as "V" uses
    terrorist tactics to fight against his totalitarian society. Upon
    rescuing a girl from the secret police, he also finds his best chance
    at having an ally.
    User Rating: 8.2/10 (48,208 votes) [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    Runtime: 132 min
    Awards: 1 nomination
    Cast (first 5): [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.], [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.], [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.], [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.], [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    IMDB: [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    1995 yılında Richard Donner’in “Assassins” filmine yazdıkları senaryo
    ile tanındı Wachowski biraderler. Bu onlar için ilk büyük işti. Daha
    sonra, 1996’da iki lezbiyenin bir soygun planından oluşan, ilginç bir
    kara film denemesi “Bound” ile yavaş yavaş isimlerinden söz
    ettirmeye başladılar. Film zekice yazılmış senaryosu ve ince ince
    işlenen gerilimli atmosferinin yanı sıra cinsel kimliklere de
    göndermeler yapmayı ihmal etmiyordu. Bu çıkış filminden sonra ikili,
    sinema tarihine geçecek olan, Matrix üçlemesini yönetti. Üzerine birçok
    kitap yazılacak kadar geniş bir konusu ve göndermeleri olan film
    hakkında fazlaca bir söz etmeye gerek yok sanırım. Genelde daha çok
    aksiyon sahneleri ve yarattığı ikonalarla anılsa da, ileride anlamını
    daha iyi bulacağını düşündüğüm bir üçlemeydi.

    Fazlaca ortalıkta görünmeyi ve fotoğraf çektirmeyi sevmeyen ikilinin son projesi ise, daha önce From Hell ve LXG gibi çizgi romanları sinemaya uyarlanan Alan Moore’un,
    büyük bir okuyucu kitlesi olan V for Vendetta’sı oldu. Biraderler eseri
    sinemaya uyarlamak için senaryosunu yazdılar ve yönetmenliği Matrix
    serisinin görüntü yönetmeni James McTeigue’ye teslim ettiler.
    Fakat filmde çoğunlukla Wachowski kardeşlerin etkisi hissediliyor.
    Filme geçmeden önce biraz filme konu olan çizgi romana değinmek lazım.

    Alan Moore’un yazdığı ve David Lloyd’un illustrasyonlarıyla
    desteklediği çizgi romanda, ABD’nin başlattığı daha sonra İngiltere’ye
    de sıçrayan bir savaştan sonra, totaliter rejimin yönetimi altına giren
    bir halk ve bu baskıcı rejimin kendi oluşturduğu ve daha sonra
    kendisini bu hale getiren rejimi yıkmayı hedef olarak seçen V’nin
    hikayesi anlatılıyordu. V’nin hikayesinin dışında, çizgi romanda esas
    işlenen konu ise, totaliter rejimin baskılarına karşın birey olmak ve
    totaliter rejimin yarattığı sanal konformizme boyun eğmemek gibi
    konulara da değiniliyordu. Aynı zamanda bu terörizmin meşruluğunu da
    sorgulayan bir hikaye.

    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    “Adalet hızlı olacak, dürüst olacak ve merhametsiz olacak…”

    V for Vendetta, “Hatırla, 5 Kasım’ı hatırla.” sözleriyle
    açılıyor. Peki 5 Kasım’da ne olmuştu? Filmin açılışında hatırlatılan ve
    atıfta bulunulan bu tarihin elbette önemli bir yeri vardı. 5 Kasım
    1605'ta Guy Fawkes ve arkadaşları İngiliz Parlamentosunu
    havaya uçurmaya çalışmışlar, ancak yakalanmışlardır. Yakalanan
    "hainler" idam edilmiştir. Bu günden sonra 5 Kasım İngilizler için
    bayram haline gelmiştir. Vendetta’da bu olayı kendisine temel alarak,
    2035 yılında, V’nin Guy Fawkes’un görevini alarak, Parlamento’yu hava
    uçurma girişimini anlatıyor.

    Savaştan sonra oluşan kaos ortamında, Adam Sutler (John
    Hurt) meydanlara çıkar, ateşli ve milliyetçi konuşmalarıyla halkı
    kışkırtır. Halkı bu duruma karşı tepkili olmaya ve kendisini
    desteklemeye çağırır. Kışkırtılan halk daha sonra Sutler’i ve
    hükümetini destekler ve onu iktidara getirir. Bu aslında bize Hitler
    dönemini hatırlatır. Sutler ve Hitler isimleri bile birbirlerine çok
    benzemektedir. İsimler dışında Sutler’in partisinin amblemi ve
    bayrakları da Hitler’in Nasyonel Sosyalist partisini anımsatır.
    Sutler’da Hitler gibi savaştan sonra, bir kaos ve umutsuzluk ortamında
    halkın desteğiyle iktidara gelmiştir. Tıpkı Hitler gibi faşist ve
    propagandacı bir politikası vardır.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Sutler’ın ilk icraatları halkı sindirmek ve anarşizmi engellemek için
    şiddet kullanmak olur. Tıpkı Hitler dönemindeki toplama kampları gibi,
    insanları uysallaştırmak ve sisteme uyumlaştırmak için Islah Evleri ve
    çeşitli kamplar kurulur. Bu kamplarda insanlara işkence yapılması
    dışında yine Hitler dönemindeki “üstün insan” deneylerine benzer,
    “ideal insan” deneyleri yapılır. İdeal insan nedir? Sisteme uyum
    sağlamış, tepkisi en aza indirgenmiş, beyni yıkanmış, olması istenilen
    bir yaşam formudur. Bu da George Orwell’in eserinden uyarlanan 1984’teki
    insan formunu akla getirir. Sutler karakterini 1984’teki sisteme karşı
    gelen ve insan olmayı sürdürebilen Winston karakterini oynayan John
    Hurt’ün canlandırması da, yine 1984’e bir saygı duruşu niteliğindedir.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    100binden fazla insan öldürülmesine rağmen, deneyler istenilen sonucu
    vermez. Deneyler sonucunda ise yeni bir keşif yapılır. Totaliter
    rejimin bu hastalıklı deneylerinin tek sonucu, kahramanımız V’dir. Bu
    deneyler sonucu V, bir nevi Hitler dönemindeki “üstün insana” yakın bir
    nitelik kazanır. Sutler hükümeti sisteme karşı gelemeyecek, her
    istenileni yapacak bir insan için çalışmalar yaparken, bu çalışmalar
    tam tersi bir şekilde sonuçlanır.

    Böylece V, hayatını mahveden insanlardan intikamını almak için onların
    yarattıkları sistemi çökertmeyi istemektedir. V aradan geçen zaman
    içinde kişisel intikamını, Guy Fawkes’un maskesini takarak bir toplumun
    intikamı haline getirir.

    Sutler hükümeti insanları baskı altına almak için tıpkı 1984’teki Büyük
    Birader hükümeti gibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştır.
    Geceleri sokağa çıkma yasağı vardır, müzik ve resim yasaktır. Hükümet
    rastlantısal tarayıcılar, telefon takipleri, retinasal kimlik
    tespitleri, güvenlik kameraları ve kolluk kuvvetleri gibi son
    teknolojiyle insanları sürekli denetlemektedir. En ufak bir harekete
    karşı bile müsamaha yoktur. Bir bölgede ciddi bir olay çıktığında ise o
    bölge karantinaya alınır ya da yok edebilir. Bu aynı zamanda bize
    Michel Foucault’un “Hapishanenin Doğuşu” hikayesini de anımsatır.
    Ortaçağ’da bir yerde veba salgını çıktığında, o bölge karantina altına
    alınır. Mekansal çerçeveleme yapıldıktan sonra, her mahalle ayrı ayrı
    bölümlere ayrılır ve yetkililerce denetime tabii tutulur. Bu
    mahallelerde yaşayanlar, sağlıklı bile olsalar, hiçbir şekilde
    evlerinden dışarıya çıkamazlar. Temsilciler her gün evleri teker teker
    denetler. Eğer bu denetimlere karşı çıkılır veya evin dışına çıkılmak
    istenirse, temsilcilerce öldürülürler. Bu hikaye aslında bize
    yöneticilerin otoritelerini nasıl daha da mutlak hale getirdiğini,
    otoriteyi nasıl düzenli ve sürekli hale getirdiklerini gösterir.

    1984, Fahrenheit 451 ve son olarak V for Vendetta gibi
    filmlerde de totaliter rejimin otoritesini görürüz. İnsanlar çeşitli
    mekanlara hapsedilir, sürekli denetime tabii tutulur, her şey kayıt
    altına alınır. İktidar her şeyi bilir ve her şeye hakimdir. Bu aynı
    zamanda “ideal düzen ve yönetim” anlayışının ütopik bir yansımasıdır.

    Hükümet her türlü eylemi insanların inançlarını sorgulaması olarak
    görmektedir. İnsanoğlunun en temel gereksinimlerinden biridir; inanç.
    İnsanlar sürekli bir şeylere inanmak ister. Bu günümüzde olduğu gibi
    çoğu zaman, onların gerçekleri görmesini, olayları sorgulamasını
    engelleyici bir perde niteliğine de bürünür.

    İnsanların kendi istedikleri doğrulara inanmalarını sağlamak içinde,
    Hitler’in ve Büyük Birader’in totaliter iktidarı, günümüzde ABD’nin de
    kullandığı gibi medyayı kullanır. Sutler hükümeti adına, bu görevi,
    eskiden orduları yöneten “kumandan” olan, “Londra’nın Sesi” programının
    sunucusu ve Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’i andıran,
    Prothero yapmaktadır. Bu görevi eski bir kumandanın yapması da, savaş
    araçlarının değişimini gözler önüne sermektedir. Artık fiziksel
    savaşlar yoktur, bunun yerine hükümet tarafından sanal savaşlar
    yaratılır. Bu savaşları idare edenlerde medyaya yön veren
    propagandacılardır.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    V ilk olarak adalet kavramını gündeme getirir. Baskıcı ve faşist
    hükümetin mevcut adaleti yerine kendi adaletinin hüküm süreceğini de,
    Adaleti simgeleyen heykeli yıkarak gösterir. Bu sahnede arka planda
    çalan, coşkuyu, yaşama sevincini, zaferi ve inancı bestelerinde işleyen
    Tchaikovsky’nin 1812 uvertürü de ayrı bir güzelliktir.

    V kendi adalet kavramını gösterdikten sonra ilk iş olarak
    ulusal televizyon kanalına yönelir. Burada yayına müdahale ederek, bir
    nevi ulusa sesleniş konuşması yapar. Hükümet insanların beyinleri
    yıkayarak, sanal savaşlar, hastalıklar, terörist eylemler ve uydurma
    doğal afet haberleri verirken, V bütün bunların arkasında yatan
    gerçekleri, yine kendi şiirsel üslubuyla ifade eder. Propaganda
    sayesinde insanların güvenlikli ve huzurlu gibi görünen hayatlarının
    arkasında aslında, korkunun yattığını vurgular. Bugünde durum aslında
    farklı değil. Özellikle 11 Eylül’den sonra Amerika’da insanların
    korkularından faydalanan bir politika egemen oldu. Ulusal güvenlik
    gerekçesiyle bireysel özgürlükler sınırlandı. İnsanlar daha çok
    gözetlenir ve aranır oldu. Bir korku kültürü egemen kılındı. Frank
    Furedi bu kültürün gelişim sürecini şöyle açıklıyor; “Sovyetler
    Birliği’nin yıkılması ve Çin’deki değişimlerden sonra yükselen “tek
    kutuplu” neoliberal dalga ve sendikaların, ailelerin ve çeşitli
    cemaatlerin çözülmesiyle insanlar bireyselleşti belki; ancak yeni
    dayanışma biçimlerinin yokluğunda bu bireyselleşme, kişiyi
    özgürleştireceğine iyice çaresiz hale düşürdü.”
    Çevresinden
    gittikçe ayrılan, dayanışma süreci sekteye uğratılan bireyin gün
    geçtikçe kendine güvensizliği de arttı. Aynı zamanda medyada yer alan
    felaket haberleri bireyi daha da sindirici bir rol oynadı. Radyoaktif
    felaketler, kimyasal ve nükleer silahlar, depremler, hortumlar, deli
    dana ve kuş gribi gibi kitlesel çaptaki hastalıklar derken, birey artık
    kendini sürekli bir tehdit altında hisseder oldu. Hükümetlerde
    insanların bu korkularından yararlanmak için, bu konuları devamlı göz
    önünde bulundurarak sürekli sanal tehditler yarattılar. Sutler hükümeti
    de bu yolla insanları baskı altında tutmayı amaçlıyor.

    Fakat V, televizyonda yaptığı konuşma ile hükümetin silahını hükümete
    karşı kullanır. Zulmü, adaletsizliği, insanın bireysel haklarının hiçe
    sayılmasını ve hükümetin kesintisiz baskısına karşı, V aydınlanmacı
    insan modelini öne sürer. Düşünen, itiraz eden, kendi kararlarını
    kendisi veren, düzene uymak zorunda olmayan özgür bir insan modeli
    çizer.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Bütün bunlar olurken V, Evey (Natalie Portman) ile
    tanışır. Evey’nin ailesi Sutler hükümetine ve baskı rejimine karşı
    yaptığı eylemlerde, hükümet görevlileri tarafından öldürülmüştür.
    Politik aktivist bir ailesi olmasına rağmen, ailesinin başına gelenler
    onu da korkutmuş ve sindirmiştir. O da bu yüzden artık hiçbir şeye
    karışmaz, diğerleri gibi hayatını sıradan ve güvenlikli bir şekilde
    sürdürür.

    V, Evey ile yakınlaşmadan önce, hayatını, kendisini bu hale
    getirenlerden intikam almaya ve Guy Fawkes’un idealini gerçekleştirmeye
    adamıştır. Kültürlü, ince ruhlu, zeki ve karizmatik bir karakter olan
    V, amacına ulaşmak için şiddet kullanmaktan da çekinmez. Bu yüzden de
    en sevdiği kahraman Monte Cristo Kontu’ndaki Edmond Dantes’tir.
    Alexandre Dumas’ın bu ölümsüz eserinde de, Edmond Dantes intikam
    duygusuyla bir değişim sürecine girmektedir. Bu değişim süreci V’nin
    yaşadığı sürece çok benzer. Filmde iki kez tekrarlanan repliklerden
    biri de, “Benim kılıcım değil, geçmişindir seni alt eden” sözüdür. Bu repliğin vurgulanması V’nin geçmişinden aldığı gücü, ülküsünü ve hedeflerine bağlılığını da gözler önüne serer.

    V’nin Evey ile tanışması ve onu özgürlüğüne kavuşturması sonrasında,
    kendisinde de bir değişim gözlenir. V daha önce kendi kişisel
    intikamıyla, Fawkes’un ülküsünü aynı doğrultuda değerlendirmiş,
    eylemlerini buna göre planlamıştır. Evey’nin geçmişini kabullenip,
    politik açıdan aydınlanması ve bir militana dönüşmesi ve V ile olan
    sohbetleri, V’de de bir içsel aydınlanma sürecini, daha doğrusu
    hedeflerini netleştirmesini sağlar. V artık Fawkes’un ülküsünü ve
    gelecekteki hükümetlere karşı direnişin önderliğini Evey’e bırakır,
    kendisi kişisel intikamına yoğunlaşır.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Bu arada Evey’nin arkadaşı, televizyonda eğlence programları hazırlayan
    Gordon’da, Sutler’i hicv eden bir program hazırlar. Gordon’ın
    televizyon şovu aslında bütün durumu özetler niteliktedir. Etkinliği
    gittikçe azalan Başbakan Sutler’in son çırpınışlarını ve her şeyin
    arkasında aslında onun olduğunu göstermesi bakımından film içinde bir
    nevi satirik bir bölümdür. Fakat Sutler, halkı önünde komik duruma
    düşürülmeyi içine sindiremez. Ve bu olayın sorumlularına karşı
    gerekenler yapılır. Sutler’ın işlerini gören “Creepy” Creedy tarafından
    Gordon’ın başına çuval geçirilir ve cezası verilir. Bunlar da aslında,
    dünyadaki gelişmelere baktığımızda, bize çok tanıdık gelen sahnelerdir.
    İktidarların eleştiriye ve hicve karşı hiç tahammülleri yoktur.
    Kendilerinden olmayanları “öteki” ilan ederler ve ötekilerin cezaları
    da bellidir. Sutler hükümetinde de, Araplar, Müslümanlar ve hükümete
    karşı gelenler terörist olarak etiketlenir ve teröristlerin kafalarına
    çuval geçirilerek cezaları verilir. V for Vendetta aslında ele aldığı
    konular bakımından çok tanıdık ve çok güncel bir filmdir. Yer yer
    aksiyonun ağırlıkta olduğu bir kara film gibi gözükse de, politik metni
    her zaman ön planda hikayenin.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Filmin finaline geldiğinde V, eylemi şu sözlerle açıklar;
    “Bina nasıl bir sembolse, onu yıkma eylemi de bir semboldür. Sembollere anlam kazandıran insanlardır. Tek başlarına semboller anlamsızdır ama yeteri kadar insanla bir binayı havaya uçurmak dünyayı değiştirebilir.”

    V bu eylemiyle dünyayı değiştirmeyi hedeflemese de, insanlara bir umut
    vermeyi ister. Bu eylem sayesinde, insanların artık kendi istedikleri
    bir dünya yaratma şansını elde edebileceklerine inanır. Filmin final
    sahnesi ilk olarak akla, Chuck Palahniuk’un,
    tüketim kültürüne, güzellik idealine ve toplumsal yaşama sert bir
    eleştiri getiren romanı Fight Club’ın finalini getirir. Hatırlarsak
    Fight Club’ın finalinde de, kapitalist ekonominin can damarı olan
    bankalar hedef alınmıştı. V’de totaliter iktidarın can damarını, yani
    Parlamento binasını hedef alıyor. Fight Club’tan ayrılan yanı ise, onun
    kadar agresif olmaması ve ortadaki resme daha geniş bir çerçeveden
    bakması olarak gösterilebilir.

    V for Vendetta ile birçok yönden aynı düzlem içinde ilerleyen 1984
    filmindeki Winston, sadece kendi varoluşsal sorununu çözmek ve
    sistemden uzaklaşmak istiyordu, hiçbir şekilde kahramanlığa ve
    insanlara bir umut olmaya çalışmıyordu. V ise, insanlara bir umut
    vermeyi düşünürken, aynı zamanda bir de anti-kahraman profili çiziyor.
    Guy Fawkes’un eyleminden ilham alıyor, insanları kölelikten kurtarmak,
    özgürlüklerinin önünü açmak ve onlara bir ümit vermek istiyor. Baş
    karakterlerinin bu özelliği iki filmin arasındaki en keskin ayrım
    aslında.

    Yönetmen James McTeigue, iktidarın mevcut yönetimiyle skolastik dönemi
    hatırlattığı filmde, çoğunlukla düşük kontrastlardaki renk kullanımı ve
    yarattığı karanlık atmosferle de aslında bir nevi neo-skolastik dönemin
    mekansal yansımasını gösteriyor. Film sistem eleştirisi şeklinde
    ilerlerken bir yandan da, V’nin geçmişiyle hesaplaşmasını ve Evey ile
    yakınlaşmalarını da beraberinde anlatıyor. Filmin diğer sistemi
    eleştiren filmlerden ayrılan en önemli özelliği de bu zaten. Bu sayede
    filmin dramatik yapısı da hazırlanıyor ve izleyici üzerindeki etkisi
    sağlamlaştırılıyor. Anlatılan hikayenin içini doldurmak denen şey bu
    olsa gerek. Bir hikaye bu kadar geniş ve bu kadar içi dolu bir şekilde
    anlatılabilir. Her açıdan birçok kez izlenilmesi gereken bir film V for
    Vendetta. Sadece dünü ve bugünü anlatan değil, geleceğe de ışık tutan
    bir hikayeye sahip.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Kimdi bu adam,
    Edmond Dantes’di.
    Ve babamdı.
    Ve annemdi.
    Kardeşimdi.
    Arkadaşımdı.
    Sendi…
    Ve bendi.
    Hepimizdi.

      Forum Saati Çarş. Haz. 19, 2019 6:40 am